Ankara’da Bir Sanat Müzesi:
Hacettepe Sanat Müzesi
Hacettepe Sanat Müzesinin yapısı, sorunları ve çözümlerine geçmeden önce, “müze nedir?”, “müzeye neden ihtiyaç vardır?” sorularının yanıtını aramakta yarar vardır.
Müze, isminin kaynağı Mousa (İlham Perileri’nin Evi), sonradan “Bilimler Tapınağı “ anlamını kazanan Mousion kelimesinden türemiştir. Uluslararası Müzeler Konseyi (ICOM) tarafından yapılan tanıma göre müze, kültürel değer taşıyan unsurları korumak, incelemek, değerlendirmek, özellikle halkın beğenisinin yükselmesi ve eğitimi için sergilemek amacıyla kamu yararı gözeten sürekli kurumlardır. Bu tanıma, genel anlamda “müzeler, bilim, kültür, din ve güzel sanatlarla ilgili yer üstünde, yer altında ve su altındaki tüm taşınır ve taşınmaz belgeler olarak nitelenen kültür varlıklarını saptayan, açığa çıkaran, inceleyen ve a değerlendiren, koruyan, tanıtan, sürekli ve geçici olarak sergileyen, çalışmaların bilimsel sonuçlarını yayımlayan kurumlardır” tanımını ekleyebiliriz. Böylece, sanırım müze tanımına dair eksik olan tüm parçaları yerine koymuş olacağız.
Toplumun kültür seviyesini ve sanat zevkini yükselten, çok hızlı bir şekilde gelişen teknoloji karşısında kaybolmaya yüz tutan geleneksel -yerel- kültürü, yabancı kültür şoklarından korumada ve dünya görüşünü geliştirmede her yaştan insana ömür boyu yardımcı olmaları nedeni ile müzeler her zaman ihtiyaç duyulan eğitim kurumlarıdır.
Gelişmiş toplumlarda geleneklere, kültüre ve sanata kimlerin nasıl sahip çıktıklarını biliyoruz. Sanatçılar, sanatseverler, üniversiteler, aydınlar, devlet yönetimi, şirketler ve sivil toplum örgütleri kendi olanakları ölçüsünde ve özel çabaları ile bu konuda bir şeyler yapmaya çalışırlar. Ülkemizde ise bu sorun, müze kurma konusunda kimlerin üstlerine düşen görevi ne kadar yaptıkları hep tartışılmıştır.
Ülkemizde müzecilik uzunca bir süre yalnızca Kültür Bakanlığı’nın faaliyet alanı iken son yıllarda üniversiteler, özel şahıslar, şirketler kültürel varlıklarımızı araştırmak, toplamak, korumak ve tanıtmak amaçlı faaliyetler içine girdiklerini memnuniyetle görüyoruz.
Batıda örneklerini epey zaman önce gördüğümüz üniversite müzelerinin ülkemizde de gittikçe yaygınlaşması ayrıca dikkate değerdir. Ankara Üniversitesi Oyuncak Müzesi, Gazi Üniversitesi Müzesi, Mesleki Eğitim Fakültesi Müzesi, Gazi Üniversitesi Türk Halk Bilimi Müzesi ile ODTÜ Arkeoloji Müzesi, Hacettepe Üniversitesi Mehmet Akif Ersoy (Müze) Evi, Hacettepe Sanat Müzesi, Anadolu Üniversitesi Sanat Müzesi, Trakya Üniversitesi II. Beyazıt Sağlık Müzesi, İstanbul Üniversitesine bağlı İstanbul Tıp Tarihi ve Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Gevher Nesibe Dar-ül Şifası Tıp Tarihi Müzesi (Kayseri) örnek olarak verilebilir.
Üniversiteler yalnızca bilimin değil aynı zamanda sanatın ve kültürün de araştıldığı, korunduğu ve geliştirildiği yerler olması nedeni ile üniversite gibi entellektüel ortamların olmazsa olmaz’ları arasındadır. Amerika’da, Avrupa’da dünyaca ünlü üniversitelerde müzeler bu amaçla vardır. Yoksa, üniversite öğrencilerinin ve çalışanlarının hobi amaçlı sosyal etkinlikler düzenlemelerine olanak sağlamak için değildir. Dünya Müzecilik tarihinde, İngiltere'de ünlü Oxford Üniversitesi'ne bağlı Ashmolean Museum'un British Museum'dan neredeyse yetmiş yıl önce, 1683'te, Amerika'da Harvard Üniversitesin'de Fogg Museum'un 1895'te, Yale Üniversitesi sanat galerisinin 1853'te kurulması üniversitelerin ve müzelerin ilk işbirliğinin örneklerini oluşturur. Türkiye'de ise 1937'de Atatürk'ün emriyle açılan İstanbul Resim ve Heykel Müzesi'nin Sanayi Nefise Mektebi'nde (bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) diğer yönetimlere bağlı müzelere göre oldukça erken bir dönemde açıldığı söylenebilir. 1945 sonrası Amerika’ da oluşmaya başlayan “Yeni Dünya Düzeni” içinde sosyal, ekonomik, sanatsal ve kültürel bağlamda yer almak isteyen büyük üniverisetelerin bu türden müzeler kurduğunu da sanat tarihinden öğrenmiş bulunuyoruz. Türk Üniversiteleri de er ya da geç bu türden bir oluşumun içinde olmak zorundadır.
Hacettepe Üniversitesi Sanat Müzesi, Ankara’daki devlet üniversiteleri içinde, geçmişin ve günümüzün sanatsal birikimine sahip resim, heykel, fotoğraf, grafik sanatları, video gibi hareketli görsel sanatlara ait eserleri sergileyen, güncel sanattaki gelişmeleri izleyen müze kimliği ile Türk plastik sanatlar konseptine uygun çalışan ilk üniversite müzesi kimliğindedir. Toplam 850 metrekarelik bir alana sahip olan Hacettepe Sanat Müzesi, 04 Ekim 2005 tarihinde, Hacettepe Üniversitesi Sıhhiye Yerleşkesi sınırları içerisinde yer alan Eczacılık Fakültesi’nin kullanılmayan depolarının yeniden yapılandırılıp, değerlendirilmesiyle kuruldu.
“Müze kurma fikri nasıl oluştu?” sorusuna gelince… Değişik zamanlarda Üniversitemiz hastanelerine alınan B.Rahmi Eyüboğlu, Neşet Günal, Sabri Berkel, Hikmet Onat, Feyhaman Duran, Şeref Akdik İhsan Cemal Karaburçak, Abidin Elderoğlu gibi sanatçıların orijinal eserlerinden bazıları bir süre sonra, değişik nedenlerden dolayı karanlık, izbe depolarda korunma altına alındılar. Kültürel mirasımızın bir parçası olan bu eserlerin korunması ve gün ışığına çıkması gerektiği inancı Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığını tam bu noktada harekete geçirmiştir. Bu yıllara rastlayan, Burhan Doğançay’ın 40 eserini bağışlaması ve 2003 yılında ilki yapılan Taş Heykel Sempozyumu’nda sanatçılar tarafından Üniversiteye bırakılan 16 büyük boyutlu mermer heykeller (Osman Dinç’in “Topaç” ve Japon sanatçı Toshinobu Sugimoto’nun “Kadın” adlı heykelleri müze bahçesinde sergilenmektedir.) Hacettepe Sanat Müzesi’nin harcını sağlamlaştırmada etkili olmuştur.
İki yıl gibi kısa bir sürede (çoğu bağış yöntemi ile) 173 esere kavuşan müzemiz, Türk Plastik sanatlarının önemli sanatçılarının eserlerine daha şimdiden sahip olmanın haklı gururunu yaşadığını rahatlıkla söylemek mümkündür.
Devlet bütçesinden eğitim için zaten sınırlı bütçelere sahip ve asıl işi müzecilik olmayan üniversitelerin sanatsal ve kültürel etkinliklere bütçeden ayırdığı payın yeterli olup olmadığını tartışmaya bile gerek yoktu. Yine, ödeneksizlik nedeni ile müze için tasarlanmış binanın eksikliği ve müzede olması gereken eserlerin değeri karşılığında satın alınamamasının bir sorun olduğu ortamda diğer sorunların tartışılması da anlamsız kalacaktır. Kökeni devlet politikalarına dayanan bu türden sorunların çözümsüzlüğü, üniversite müzelerinin uluslararası ölçekte bir müze olabilmelerinin önünde en büyük engel olarak durmaktadır. Hacettepe Sanat Müzesi kendi binasına taşındıktan sonra ve yeterli ödeneğin ayrılmasından sonra Ankara’da, İstanbul Modern, Santral İstanbul veya Pera Müzesi ölçülerinde bir müze olmayı hedeflemektedir. Eninde sonunda tıpkı Amerikan üniversitelerinde olduğu gibi Türk üniversiteleri de kendi bünyelerinde içeriği ne olursa olsun mutlaka bir müze kuracaklardır. Kurulan bu müzelerin içinde Hacettepe Sanat Müzesi, en iddialı müze olmaya daha şimdiden adaydır.
Toplumla iç içe, yaşayan bir müze hedefiyle yola çıkan Hacettepe Sanat Müzesi, şu anda bile kültür ve eğitim kurumu özelliklerine sahiptir. Ankara’nın sanat ve kültür alanında İstanbul kadar etkili bir kent, dahası, kültür başkentlerinden biri olma sürecine katkıda bulunmayı ve yılda 100 bin ziyaretçi ağırlamayı amaçlayan Müzemiz, daimi koleksiyon sergisi yanı sıra, sıra dışı güncel sergilere de ev sahipliği yapmayı sürdürecektir.
Prof. Hüsnü Dokak
Hacettepe Sanat Müzesi Müdürü
..................................................................................................................................................................
Sanat Müzelerinin Tarihi Kimlikleri Ve
Sorumlulukları Üzerine
Doç. Dr. Zeynep Yasa Yaman
Doğa
nesnelerini ve sanat yapıtlarını saklama geleneği eski olmakla birlikte
müzecilik kavramı 18. yüzyılda ortaya çıkmış, 20. yüzyılda
araştırmaların ve teknolojinin gelişimi konuya bilimsel olarak
yaklaşmayı gerekli kılmıştır. Görülmektedir ki, müzelerde, sanat ve
bilim birlikteliği tarihin en eski çağlarından bu yana içiçedir
Bugün
müzeler biçim, içerik ve işlev açısından farklılıklarını, düşüncelerini,
özgünlüklerini, kısaca kimliklerini ortaya koymayı önemsemekte, bu
tutumlarını iki yönteme başvurarak belirginleştirmektedirler:
Müzebiliminin interdisipliner yaklaşımı ve arkeolojik/sanat /tarihsel
çalışmalar.
Bir
yapıtın müze mekanındaki varlığı ile galerideki varlığının en temel
farkı, müzelerin disiplinlerarası bilgi ile donanmış ve bu bilgiyi
sürekli güncelleme zorunluluğunun yanısıra, malzemesini depolama,
tanımlanma, kimliklendirme, bunun için tarih, sanat tarihi (müzografi)
ve müze bilgisine dayalı zorlu bir çalışmayı başarma, yapıtları korumak,
onlara bakmak, gerekirse onarmak için gerekli fiziksel, teknolojik ve
çağdaş bilimsel koşulları sağlama, ve tüm bu birikimi müzebilimsel
açıdan kuramsal bir çerçevede konumlandırma sorumluluğu belirler. Öte
yandan yapıt, bir sergi mekanının değil bir koleksiyonun parçası olarak
da müzede, sanat galerisinde olduğundan daha farklı bir anlam ve önem
taşır.
Metnin tamamı için >>>
..................................................................................................................................................................
Yeni Bir Sanat Müzesi Kurmak…
4 Ekim 2005 tarihinde müzemizin kapılarını açarken, yalnız Ankara’nın
değil öncelikle merkez dışındaki şehir yerleşimlerine açık ve sanat
hizmeti sunan bir mekan olmayı hedeflediğimizi belirtmiştik. Geleceğin
sanatseverlerine nitelikli bir görsel bellek hazırlamak istediğimizi
vurgulamıştık. Hacettepe Sanat Müzesi’nin konuşulan ve paylaşılan
hayallerin ötesine geçerek, kararlılıkla ilerlemiştir. Bu nedenle bugün
içinde dolaşarak son elli yılın sanatına ve sanatçılarına tanıklık eden
“Koleksiyon II” sergisinin oluşmasını sağlayan ilkelerimizi yeniden
anımsamakta yarar var:
“Genel anlamıyla müze -ki bu tanımlama Uluslararası Müzeler Konseyi/ICOM
tarafından yapılmıştır- kültürel değer taşıyan unsurlardan oluşan bir
bütünü çeşitli biçimlerde korumak, incelemek, değerlendirmek, özellikle
halkın beğenisinin yükselmesi ve eğitimi için sergilemek amacıyla kamu
yararına yönetilen sürekli kurum” olarak açıklanır diye belirtmiştik.
Geçen süre içerisinde Hacettepe Sanat Müzesi sanatçılarımızın içten ve
samimi desteğini aynı zamanda müzemizi ziyaret edenlerin duygusal ve
anlamlı izlenimlerini de yanına alarak kesintisiz hizmetiyle müze
tanımının içinde gizlenen anlamın sırrını kendi vizyonunun çehresine
katarak bugünlere gelmiştir. Diyeceksiniz ki, bir yıl gibi bir süreçte
bunları söylemek hatta bu kadar iddialı sözlerle daha ikinci “süreli
sergide”, söz yerindeyse “ahkam kesmek” için çok erken… Olabilir! Ama,
burada önemli olan bu müzenin fiziki şartları ve eleman gücü ne kadar
kısıtlı olursa olsun arkasına sanata destek veren ve sahip çıkan bir
üniversitenin bünyesinde yaşamaya başlamasının altını önemle çizmek
gerekiyor. Verilen desteğin mütevazı sınırlarını özveriyle aşarak
oluşmaya başlayan koleksiyonuyla söylenen sözlerin ne kadar iddialı ve
yerinde olduğunu kalıcı ve ayrıcalıklı yapıtlarla oluşan “Koleksiyon II”
sergisi göstermektedir. Bu sergi sunumuyla ve çağdaş yaklaşımı ile
klasikten enstalasyona varan tavrıyla farklı disiplinlerin aynı çatı
altında nefes almasına olanak tanımıştır. Söz koleksiyonun
oluşturulmasına gelmişken, sanatçılarımızın desteğiyle geleceğe
nitelikli bir müze bırakmak için oluşturduğumuz müzemizin koleksiyon
politikasının belirlenmesinde ön yargısız ve tarafsız danışma kurulumuz
büyük payı bulunmaktadır. Ortak alınan karalar çerçevesinde Hacettepe
Üniversitesi yaşadığı ve onu besleyen şehre karşı sorumluluklarını
bilerek ve bu şehrin bir Başkent olması bilinciyle Hacettepe Sanat
Müzesi’nin nitelikli koleksiyonunun oluşmasında danışma kurulunun aldığı
kararlara sonsuz saygı göstererek attığı her adımı gerçekleştirmektedir.
“Müzemizin yaşadığı şehrin ‘görsel-kültürel’ yapısına farklı bakış açısı
kazandırma gibi bir hedefi varsa ve buna müze olarak seçilen mekanın
fiziki şartları elverdiğince uygun hale getirilerek nefes alacağı
şehirde sanat için eksiklikleri giderme “misyonu”nu da eklersek…” diye
sözlerimize devam etmiştik. Bir sene gibi kısa bir süreç içerisinde
böylesi bir misyonu gerçekleştirmek için değil yürümek adım atmak bile
imkansız olabilir. Bunun farkındayız! Ama, müzemizin açıldığı günden
itibaren gerek mekanın gerekse sanatımızın ve sanatçılarımızın tanıtımı
için seçtiğimiz hedef kitle olan çocuklarımıza ve gençlerimize yönelik
girişimlerimizin sonuçları, beklediğimizden daha olumlu ve müze eğitimi
konusunda farklı yolları denemek için zemin hazırlayıcı olmuştur. İl
Milli Eğitim Müdürlüğüne gönderdiğimiz mektupların ve sanatçılarımıza
ait afişlerin yanıtı hemen gelmiş ve yaklaşık 1000’i aşkın anaokulu,
ilköğretim, orta ve lise olmak üzere çocuklarımız ve gençlerimiz daha
doğrusu Türkiye’nin yarınları müzemizi ziyaret etmiştir. Ziyaret eden
okullarımız bizim hedeflediğiz yani şehrin merkezinden değil daha sınıra
yakın ve merkezden uzak ilçelerden olması ve ilginin oldukça yüksek
olması da değinilecek bir diğer önemli konudur. Bu ilçelerimiz arasında
Altındağ, Mamak, Etlik’ten gelen öğrencilerimiz bizi memnun etmiştir.
“Üniversitemize, yaşadığımız topluma sunacaklarımız/kazandıracaklarımız
ve bugüne kadar göz ardı edilip üzerinde pek de durulmayan müzenin
yapılanması, içinde bulunan koleksiyonun envanterlenmesi ve geleceğe
yönelik tüm aktarımların geçmişten/ bugünden gelecek nesillere
ışık tutması, bilgi vermesi, sanat dallarının en iyi örneklerini
sunması, çağdaş bir yeni neslin görsel ve bununla birlikte kültürel
belleğinin oluşmasında üzerimize -müzecilik adına- düşenlerin altını
iyice çizmek gerektiği kanısındayız.” Atını çizeceklerimizin somut
göstergesi duvarlardaki resimleri izleyerek ve heykellerle ayni boşluğu
paylaşarak gezen çocuklarımızın ve gençlerimizin yüzündeki bazen hayrete
bazen de hayranlığa varan duygu titreşimlerini boşluğa bırakarak mekanı
terk etmeklerini görmek ve daha sonra özellikle aileleri ile tekrar
müzemizi ziyaret etmeleridir. Çocuklarımız ve gençlerimiz “yaşayan
müze” olmayı hedefliyoruz ilkemize, fiilen anlam katmıştır.
Çağdaş müzelerin , Türkiye’deki konumu ve yerinin belirlenmesinde
“yaşayan müze” ilkesinin ışığında kurulan Hacettepe Sanat Müzesi, görev
ve sorumluluğunun bilinciyle eyleme dönüşen her düşüncenin
arkasında olup; öncelikle Başkent sanat ortamına yeni bir soluk
kazandırmak için “müzecilik” konusuna önem vermektedir. “Çağdaş Müze”
kimliğinin oluşması ve bunun altında yatan bugünün geleceğe aktarılması
özünden beslenerek gelecek adına koleksiyonunu oluşturmaktadır.
Yeniden tekrarlıyoruz Türkiye’de IX. yüzyıldan günümüze önemli örnekleri
ilk olarak İstanbul’da karşımıza çıkan, kurulma amaçlarının başında
plastik sanatlar alanındaki somut verilerin bir araya getirilmesi,
sergilenmesi ve korunup gelecek kuşaklara aktarılması görevlerini
üstlenen sanat müzelerimizin sayısı, ülke nüfusu ve il sayısı
düşünüldüğünde minimum ölçekte kalmıştır. Bununla birlikte işlevlerinin
yerine getirilip getirilmediği, ne kadar izleyiciye/araştırmacıya
ulaştıkları ve hepsinden önemlisi yeni kuşakların ilgisini çekip
çekmedikleri uzun yazılar ve tartışmaların konusudur. Zaman özel
müzelerin ve üniversitesi müzelerinin kurulmasından yana akmıştır.
Durum böyleyken,
“Hacettepe Sanat Müzesi’nin sanata, sanatçıya ve yaşadığı topluma karşı
görev ve sorumlulukları hayli ağırdır. Bu nedenle kendine, “yüzü
ileriye dönük” bir müzecilik anlayışını hedeflemiştir.” Bu fikirden yola
çıkarak ikinci süreli sergimiz ile sanatseverlere kendimiz unutturmadan,
duvara astığımız resimlerin yerini ve çivi sayısını ezberlemeden yeni
bir oluşumla Hacettepe Sanat Müzesi ilk açıldığı günün verdiği enerji ve
geleceğe olan inancını sanat adına yüksek tutarak yeni heyecanları
paylaşmak, Türk Plastik Sanatları’nın yakın tarihinin seçkin
örneklerinin nabzını tutmak ve gençlerimizin sanatçılarımızı daha
yakından tanımaları için bir kez daha sizleri mekanına davet ediyor.
Hacettepe Sanat Müzesi’nin daha geniş bir alana yayılacağını umutla
planlarken beklentimizi yeniden vurguluyoruz: “Hacettepe Sanat Müzesini
yaşatma ve yarınlara güçlü bir donanımla hazırlama ve aktarma görevi
hepimize düşüyor.”
Öğr.
Gör. Dilek Şener
Hacettepe Sanat Müzesi Müdür Yrd.
..................................................................................................................................................................
Çağdaş Sanat Müzelerine Doğru…
Dilek Şener
Hacettepe Sanat
Müzesi'nin oluşum süreci ve bunu besleyen temel düşünceler doğrultusunda
biriken koleksiyonu ile toplumda entelektüel bir bakışı/kültür
birikimini temsil eden "müze" kavramının bugüne kadar yayınlanmış
çeşitli yazılardaki görüşleri, bu başlık altında -sınırlı da olsa-
derleyip, toparlamamız için bir zemin oluşturdu. Ne ölçüde başarılı
oluruz? Bu tartışılır! Müzemizin yaşadığı şehrin "görsel-kültürel"
yapısına farklı bakış açısı kazandırma gibi bir hedefi varsa ve buna
müze olarak seçilen mekanın fiziki şartları elverdiğince uygun hale
getirilerek nefes alacağı şehirde sanat için eksiklikleri giderme
"misyonu"nu da eklersek; "neden müze?", "müze nedir?" ve "neden
gereklidir?" sorularına yanıt arayarak biraz da olsa zihinlerde oluşan
bulutlanmaları aralamak gerektiğine inanıyoruz.
Metnin tamamı için >>>