..................................... ........Müze Hakkında




Çağdaş Sanat Müzelerine Doğru…

Dilek Şener

Hacettepe Sanat Müzesi'nin oluşum süreci ve bunu besleyen temel düşünceler doğrultusunda biriken koleksiyonu ile toplumda entelektüel bir bakışı/kültür birikimini temsil eden "müze" kavramının bugüne kadar yayınlanmış çeşitli yazılardaki görüşleri, bu başlık altında -sınırlı da olsa- derleyip, toparlamamız için bir zemin oluşturdu. Ne ölçüde başarılı oluruz? Bu tartışılır! Müzemizin yaşadığı şehrin "görsel-kültürel" yapısına farklı bakış açısı kazandırma gibi bir hedefi varsa ve buna müze olarak seçilen mekanın fiziki şartları elverdiğince uygun hale getirilerek nefes alacağı şehirde sanat için eksiklikleri giderme "misyonu"nu da eklersek; "neden müze?", "müze nedir?" ve "neden gereklidir?" sorularına yanıt arayarak biraz da olsa zihinlerde oluşan bulutlanmaları aralamak gerektiğine inanıyoruz.

Öncelikle "müze nedir?" sorusuyla başlayıp kelimenin kendi yapısı içinde dünden bugüne biriken anlamlarını kısa notlarla bir cümle içerisinde toplamaya, aynı cümlenin açılımlarıyla da bizim müze anlamında öncelikle üniversitemize sonra da yaşadığımız topluma sunacaklarımız/kazandıracaklarımız ve bugüne kadar göz ardı edilip üzerinde pek de durulmayan müzenin yapılanması, içinde bulunan koleksiyonun envanterlenmesi ve geleceğe yönelik tüm aktarımların geçmişten/ bugünden gelecek nesillere ışık tutması, bilgi vermesi, sanat dallarının en iyi örneklerini sunması, çağdaş bir yeni neslin görsel ve bununla birlikte kültürel belleğinin oluşmasında üzerimize -müzecilik adına- düşenlerin altını iyice çizmek gerektiği kanısındayız.

Tarihte koleksiyonculuktan müzeciliğe geçiş bilimsel etkinliklerin doğal sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Yayınlara göre; "koleksiyonların gelişmeleri ve yeniden değerlendirilmeleri, sınıflandırılmaları, belgelendirilmeleri ve korunmalarıyla, bireysel uğraş, bilimsel ve kuramsal bir çalışmaya dönüşmüş; toplumsal ve siyasal bilinçlenmelerin katkılarıyla kamulaştırılan koleksiyonlarla müzeler oluşturulmuştur." 1. Genel anlamıyla müze -ki bu tanımlama Uluslararası Müzeler Konseyi/ICOM tarafından yapılmıştır- kültürel değer taşıyan unsurlardan oluşan bir bütünü çeşitli biçimlerde korumak, incelemek, değerlendirmek, özellikle halkın beğenisinin yükselmesi ve eğitimi için sergilemek amacıyla kamu yararına yönetilen sürekli kurum" 2 olarak açıklanır. Etimolojik olarak "müze" sözcüğünün kökeninde ise Yunan Mitolojisi yer alır. "Mousa" ilham perisi 3 sözcüğünden türemiş, "mouseion" ilham perilerinin yeri ya da tapınağı anlamında kullanılmıştır.

Bu kısa notlardan sonra konumuza tekrar dönersek; yazımızın başlığını belirlerken hep bugüne kadar kendimize sorduğumuz "müze nedir?", "müzecilik nedir?", "müzecilik eğitiminin neresindeyiz?" gibi sorular bize bir gerçeği yeniden duyumsatmıştır. Sanat Tarihi disiplininin eğitim ağında bile "müzecilik öğretisinin" eksik yanlarının olduğu ve bunların giderilmesi gerektiğine inanıyoruz. 2005 yılı itibariyle ülkemizde bir "müze patlamasının" yaşandığını gözlemlemekteyiz. Bununla birlikte bu yılın Sanat Tarihi sayfalarına "müzecilik yılı" olarak yazılacağı açıktır. Özellikle "Güzel Sanatlar Müzeleri" bağlamında konuya yaklaşırsak, 90'lı yıllarda şekillenmeye başlayan veya basında dile getirilen oluşumların, çok geçmeden 2000'li yılların başında hem yapı olarak hem de koleksiyon anlamında "iddialı" ve "kararlı" girişimlerle ortaya çıktıkları düşünüldüğünde -eksikleri olsa da ve üzerinde tartışılsa da- öncelikle duygusal anlamda "Sanat Müzeleri" adına yeni bir aşamaya geçildiği ve yol alındığı gözle görünür bir gerçektir.4 Çağdaş müzelerin5, Türkiye'deki konumu ve yerinin belirlenmesinde "yaşayan müze" ilkesinin ışığında kurulan Hacettepe Sanat Müzesi, görev ve sorumluluğunun bilinciyle eyleme dönüşen her düşüncenin arkasında olup; öncelikle Başkent sanat ortamına yeni bir soluk kazandırmak için "müzecilik" konusuna önem vermektedir. "Çağdaş Müze" kimliğinin oluşması ve bunun altında yatan bugünün geleceğe aktarılması özünden beslenerek gelecek adına koleksiyonunu oluşturmaktadır.

İlk müze fikrinin gelişmesinde ve müzeciliğin ülkemizde yerleşmesinde önemli kişiliklerden birisi olan Osman Hamdi hakkında Wendy M.K. Shaw'ın kaleme aldığı "Osmanlı Müzeciliği Müzeler, Arkeoloji, ve Tarihin Görselleştirilmesi"6 kitabının bu yazıya ışık tuttuğunu belirtmek gerekiyor. Neden müze? diye ısrarla üzerinde durduğumuz konunun bizde, fikir olarak oluşumunda ve müzemizin içeriğinin belirlenmesinde kitabın özellikle önsözündeki saptamalar, belli bir rota belirlememize ışık tutmuştur. Ama bu kitaptan edindiğimiz izlenimlerin kısa notlarından önce üzerinde durmamız gereken önemli bir konu "Güzel Sanatlar Müzeleri"nin ülkemizdeki sürecidir. Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'ne bağlı olan resim ve heykel müzelerimizin ilki, 1937 yılında Mustafa Kemal Atatürk'ün emri ile Dolmabahçe Sarayı Veliaht Dairesi'nde hizmete girmiştir. Cumhuriyet'in ilk on yılı kapsamında gerçekleşen bu girişimin daha sonraki halkaları ise 1980'li yıllarda eklenmeye başlar. Bugün, Kültür Bakanlığı bünyesinde Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nün kuruluşu olarak çalışan -İstanbul Resim ve Heykel Müzesi dışında- altı adet Resim ve Heykel Müzesi Müdürlüğü bulunmaktadır: Ankara Resim ve Heykel Müzesi(1980), İzmir Resim ve Heykel Müzesi, Erzurum Resim ve Heykel Müzesi, Şanlıurfa Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Mersin Devlet Resim ve Heykel Müzesi (2002) ve Aydın Devlet Resim ve Heykel Müzesi (1983) Müdürlükleri. Ankara dışındaki Resim ve Heykel Müzeleri bulundukları ilde İl Kültür Müdürlüğüne bağlı olarak etkinliklerini yürütmektedirler. Görüldüğü gibi kurulma amaçlarının başında plastik sanatlar alanındaki somut verilerin bir araya getirilmesi, sergilenmesi ve korunup gelecek kuşaklara aktarılması görevlerini üstlenen sanat müzelerimizin sayısı, ülke nüfusu ve il sayısı düşünüldüğünde minimum ölçekte kalmıştır. Bununla birlikte işlevlerinin yerine getirilip getirilmediği, ne kadar izleyiciye/araştırmacıya ulaştıkları ve hepsinden önemlisi yeni kuşakların ilgisini çekip çekmedikleri bu yazı dışında ayrı bir konu olarak detaylı incelenebilir. Görülüyor ki, ilk müzenin kuruluşundan, plastik sanatlar alanında bir birikimin başlaması ve korunmasından ancak 43 yıl sonra "Güzel Sanatlar Müzeleri" yeni açılımlara yelken açabilmiştir(!?).

Zaman özel müzelerin ve üniversitesi müzelerinin kurulmasından yana akmıştır. Aynı süreci devlet müzelerinin de yaşadığını düşünürsek kan kaybının bu alanda daha fazla olduğu ve sonuçta iki önemli merkezdeki müzenin kapılarını kapadığını da düşünürsek; sürecin zaman, finans ve beyin gücü olarak özel müzelere doğru yöneldiği açıktır. Resim ve Heykel Müzeleri doğduğu günden başlayarak varlığını sürdürmek için büyük direnç göstermesine karşılık 1980'li yıllarla birlikte yavaş yavaş bu direnç iyice kırılarak zayıflamıştır. Durum böyleyken, Hacettepe Sanat Müzesi'nin sanata, sanatçıya ve yaşadığı topluma karşı görev ve sorumlulukları hayli ağırdır. Bu nedenle kendine, "yüzü ileriye dönük" bir müzecilik anlayışını hedeflemiştir.

Resim ve Heykel Müzeleri'nin kurulma amacı, geçmişi yaklaşık iki asır öncesine uzanan plastik sanatlar alanında üretilen yapıtların sergilendiği, korunduğu ve gelişiminin tarihsel dizin içinde belirlenmeye çalışıldığı mekanların oluşturulmasına dayanır. Ve bunun yanı sıra tüm bu kültürel birikimin somut verileri bir çatı altında kotarılırken/ toplanırken asıl misyon gelecek kuşaklara verilerin bozulmadan aktarılmasıdır. Yeni açılımın öncüsü olan 2000'li yılların müzelerinde ise durum biraz daha farklı. Yerleşik sergilere zaman zaman depolarda sırasını bekleyen yapıtlar eklenerek müze içi hareket sağlanırken, özellikle yeni müzelerde düzenlenen belli bir konsept veya döneme ait geçici sergilerle de müzenin bu devamlı gelişen ve kendini yenileyen vücudunun yaşamsal ünitesini hep diri tuttuğunu söyleyebiliriz. "Yaşayan müze" kimliği, müzeciliğe yeni bir bakış açısı eklemiştir. Belki o zaman "müze" kavramının kökeninde beliren "ziyaret mekanı olarak vardır ama ziyaret edilmezler, kültürün merkezi iddialarıyla yapılandırılmışlardır ama insana uzaktırlar"7 paradoksu ortadan kalkabilir. Öyle ya da böyle müzenin yapı taşı insandır. Bedenini besleyen insandır. Onu var eden "müze" olmayı hak etmesi için insanlık tarihinin ve gelişiminin verileriyle onu besleyen yine insandır. "Gözden ırak olan gönülden de ırak olur" deyişinden hareketle ne müzelerimizi gözden uzak tutmalı ne de gönül hanesindeki yerini zedelemeliyiz. Doğrusu budur. Bu nedenle Hacettepe Sanat Müzesi yaklaşık yirmi beş yıldır Kültür Merkezi Sanat Galerisi'nde açılan sergilerdeki birikim, satın alma ve sanatçıların gönül desteğinden oluşan görsel verileriyle "yaşayan müze "olma yolunda Başkent için ilk adımı atmış ve yeni nesiller için, geçmişi ve bugünüyle ilgili duygusal verilerin oluşacağı bir mekan olarak yaşamaya başlamıştır. Onu yaşatma ve yarınlara güçlü bir donanımla hazırlama ve aktarma görevi hepimize düşüyor. Müzelerin artık ölümü, yaşanmış bitmiş bir ömrü, zamanı , dönemi çağrıştırma çağının kapanma, yaşayan ve yüzünü geleceğe dönen dinamik bir bedene kavuşma zamanıdır.



Hacettepe Sanat Müzesi, 06610 Sıhhiye/Ankara Tel: 0.312.305 43 43 Faks: 0.312.310 23 66 muze@hacettepe.edu.tr